Ülkemizin önü açık! Çok üretiyoruz çok satıyoruz

“Yerli üretimle ekonomi düze çıkar, enflasyon kontrol altına alınır.” Yüksek indirim modelinin Türkiye’deki ilk temsilcisi olan BİM, kalite anlayışı ve müşteri memnuniyetini esas alan hizmetlerini zorlu geçen günlerde de en iyi şekilde yansıttı. BİM’in bu başarısında rol alan İcra Kurulu Üyesi ve Operasyon Başkanı Galip Aykaç, gazetemiz aracılığı ile sektöre ve tüketicilere önemli mesajlar verdi.

 

Tedarikçileri ile tek tek görüşerek spekülatif fiyat artışlarının önüne geçen gıda perakende grubu BİM, yatırımlarına da ara vermiyor. İmalata büyük önem veren grubun icra kurulu üyesi ve operasyon Başkanı, ekonominin paydaşlarına “Yerli üretime yönelin. Ekonomi böyle düze çıkar, enflasyon bu şekilde kontrol altına alınır” diye seslendi. Gıda perakende devi BİM’in İcra Kurulu Üyesi ve Operasyon Başkanı Galip Aykaç, ekonomik manipülasyonlardan, enflasyonla mücadele sürecine ve yerli üretim logosunun etkilerine kadar pek çok konuda ekonomi editörümüz Buğra Kardan’ın sorularını cevaplandırdı.

Tedarikçilere mektup yolladık

-Ülke olarak güç bir imtihandan geçtik. Aşırı fiyat artışları ile karşı karşıya kaldık. Bu artışları nasıl sübvanse ettiniz? Zorlu süreci nasıl yönettiniz?

Ekonomik dalgalanma ile ilgili emareler vardı. Bu yönde duyumlar alıyor, öngörülerde bulunuyorduk. Malum döviz kuru enflasyon ile aynı oranda artmalı. Kur, enflasyon ile aynı oranda artmaz, baskı altına alınırsa bir yerde sıkışır sıkışır sonra bam diye patlar.

Tabii bu kur atağını spekülatif eylemlerin takip edeceği belliydi. Durumdan birilerinin yararlanmaya çalışacağını tahmin ediyordum. Onun için bizimle iş yapan tedarikçilerin tamamına 17 Ağustos günü mektup yolladım. O mektupta “Zorlu bir sürece girdik, el ele verip sorumlu davranacağız. Şu da muhakkak ki bu süreci sabote etmeye çalışan, spekülatif amaçla birtakım şeyler elde etmeye çalışanları not edeceğiz” dedim. Tüm iletişim kanallarımızı açık tutacağımızı dile getirerek, “Satın almacılarımız telefonlara hemen cevap verecektir. Bu ortamda devamlı irtibat halinde olup spekülatörlerin durumdan yararlanmalarının önüne geçelim” mesajını verdim. Şükür ki mektubu alan tedarikçiler olumlu dönüşler yaptı. Doğal olarak spekülatif eylemlere katılanlar oldu. Onların adlarını da bir yere yazdığımızı vurgulamalıyım. Onlara karşı gerekenleri yapacağız, tereddüt edilmesin.

-Tedarikçilere hangi mesajları verdiniz?

Elbette. Tedarikçiler ile bir araya gelerek elimizde olanları, olmayanları kaleme aldık. Sıkıntıları bertaraf etmek için ortak fikirler üretmeye, öneriler ortaya atmaya koyulduk. Elimizde ne olup olmadığını saptamamızın ardından dövizden direkt, en direkt olarak etkilenen ürünleri belirledik. Her önemli konuyu ve sorunu tek tek masaya yatırdık, tedarikçilerin de hayatlarını devam ettirebilmeleri için planlar devreye soktuk. Planlarda üretimi ve imalatı odağa aldık. Ülkede üretimin olmamasının büyük sıkıntılar doğuracağını biliyor, üreticinin mutlaka ve mutlaka hayatını idame ettirmesi gerektiğine kanaat getiriyorduk.

İthalatçılar böyle yaptı

-Hammadde fiyatlarının artışının sorunlara neden olduğu belli. Peki, ithalatçıların vadeli ödemelere yanaşmamaları da önemli bir sıkıntı doğurdu mu?

Doğurdu. Esasında her şey mecrasında yürüyordu. Firmalar ithalatçılardan imalat yapmak için ürün alıyor, ödemeler vadelere bölünüyordu. Kurun ani artışının ardından bu uygulama birdenbire terk edildi.  İthalatçılar, “Ne olacağını öngöremiyorum. Onun için vadeli satışı terk ediyor, peşine dönüyorum” diyerek firmaların taleplerini reddetmeye başladı. Bu da hali ile problemlere neden oldu.

Her derdin devası var

-İthal ürünlerde aşırı fiyat artışları gördük. Bu konuda ne gibi adımlar attınız, atıyorsunuz?

İthalata bağlı ürünlerin fiyatları arttı. Örneğin BİM 20 tedarikçiden su temin ediyordu. Doğadan gelen suyun ambalajı ve kapağı ithal. Ambalaj yüzde 65 ile en önemli maliyet kalemi. Bu bir yana enerjide dışa bağımlı olduğumuz bir hakikat. Yani ürün maliyeti yüzde 80-85 oranında dolarla bağlantılı. Bu durumu yönetmek hiç de kolay değil.  Biz yönetmek için elimizden geleni yaptık, yapıyoruz. Ne ise su tedarikçimize “Problem ne, daha evvel vadeli çalışıyordun neden peşine döndün” sorusunu yönelttik.  “İthalatçı hammaddeyi vermiyor” şeklinde cevapladı. Araştırdık, bir ticaret erbabının o hammaddenin yüzde 75’ini ülkeye getirip sattığını öğrendik. Adamı arayıp şirketimize davet ettik. Hammadde sorununu ele aldık. Kendi penceresinden sorunu anlattı.  Biz de “Sen bizi muhatap al. Hammadde paranı biz verelim” önerisinde bulunduk. Adam çok mutlu oldu, “Parayı karşılayın, ben de gereğini yapayım” dedi.

Her derdin devası var. Biz de bunu biliyor, derdi olanlara yardım etmeye odaklanıyoruz. Biz böyle başladık, böyle devam ediyoruz. Elbette ki sıkıntılı süreç devam ediyor. Ama bu konuda sanayiciler, hammadde tedarikçileri ve finansörler dahil ekonominin tüm paydaşlarının ayrı sorumluluğu var. Her kesim sorumluluğunu yerine getirmek ve ülkenin önünü açmak durumunda.

Etiketleri yeniledik

-Süreçte sizi çok üzen gelişmeler oldu mu?

Ne yazık ki. Bu fırtınalı dönemde basit sorunlar önemli hale geldi. Buna sektör olarak çok üzüldük. Bir fiyat etiketinde nelerin yer alıp almayacağının talimatı 4 sene evvel verildi. Sektör tarafından talimata büyük ölçüde uyuldu. Ama ardından ne denetim ne de kontrol yapıldı. Tabii ülke aşırı fiyat artışları ile karşı karşıya kalınca etiket konusu önem arz etti. Tek sorun buymuş, gibi davranıldı. Biz, bir gecede etiketlerin tamamını yenilemek durumunda kaldık. Bundan ötürü 2,5 milyon lira zarar ettik. Oysa ki etiketleri yenileme konusu belli periyotlara yayılabilirdi. 2,5 milyon lira heba oldu. Akabinde bürokratlara “Bu zararı kim karşılayacak” sorusunu yönelttim ancak cevap alamadım. Yazık, günah.

Hedefleri aştık

-BİM olarak satışlarınız ne oranda arttı? Hedeflerin ötesinde misiniz?

BİM olarak satışlarımızı sene başından bu yana arttırıyoruz. Yüzde 22 civarında satış artışı hedefimizi daha da yukarılara taşıyacağımızı görüyoruz.

Yatırımlara da ara vermediniz sanıyorum. Yatırımlara hiç ara vermedik, devam ediyoruz. Yeni yatırımlar için uğraşlarımız var. Mağaza yatırımlarımıza büyük önem veriyoruz. Bunun altyapısını hazırlamak için lojistik merkezleri inşa ediyoruz.  Yapımı devam eden bu merkezler geniş alana yayılacak, 14 bin metrekareden başlayıp 22 bin metrekareyi bulacak. Onun dışında şu anda aldığımız, almak üzere olduğumuz arsalar var. Oralarda projelere süratle devam ediyoruz.

Mağaza tarafında koyduğumuz hedefi geçiyoruz. Sene başında 600 mağaza hedefimiz vardı, onun bir miktar üzerinde yola devam ediyoruz.

Private label ürünler ilgi odağı

-Fiyat dalgalanmalarının ardından uygun, indirimli ürünlere yönelim arttı. Bu yönelimin indirim marketlere etkileri ne oldu?

Biz kaba taslak yüzde 4 kâr elde ediyoruz. Bu kâr her an gidebilecek, küçük bir oran. Böyle bir konjonktürde denetim baskısı ile karşılaşınca bu marjlar da aşağı gitmeye başladı. Bu, rahatsızlık verici bir şey. Kuşkusuz ekonomik dalgalanma, erişilebilir fiyatlardan ürün arayışı indirimli marketler cenahına olumlu etki edecektir. Şüphesiz private label ürünler revaçta olacaktır. Biz BİM olarak bu alana hakimiz. Ve private label ürünlerin yüzde 60-65 olan satış payı yüzde 70’i geçeceği kanaatindeyiz.

Olumlu bir adım atıldı

-Hükümetin ‘Enflasyonla Topyekûn Mücadele Programı’na önemli katkılar yaptınız. Programı ve indirim kampanyalarını nasıl yorumluyorsunuz?

Psikolojik olarak olumlu, önemli bir adım atıldı. Ne var ki enflasyon sebep değil, sonuçtur. Hükümet, her platformda nihai noktalara “Fiyatları aşağı çekin, yüzde 10 indirim kampanyaları yapın” talebini iletiyor. Oysa ki nihai noktaların yapacağı indirim, enflasyonu aşağı çekmez. Enflasyon ne zaman iner? Üretimi arttırdığınızda iner. Yani bir malın üretiminin bol olması maliyetinin gerilemesi anlamına gelir. Bu ortamda fiyatlar normale döner, indirimler kalıcı olur. Onun için bir an evvel üretimin önünü açacak teşvikler kurgulanmalı. Devletimiz bu sıkıntılı süreci atlatmak için çalışmalar yapmalı. Yani burada en önemli tavsiyemiz, üretimin ardında durulmasıdır. Ekonomi böyle düze çıkar, enflasyon bu şekilde kontrol altına alınır.

-İndirim kampanyalarının satışlara etkisi oldu mu?

Satış oranlarını ölçmek kolay değil. Süreç daha çok yeni. Satışlarımızda bir miktar artış görüyoruz. Ama bu artış bizim ticari modelimizin bir gereği de olabilir. Malum BİM olarak bizim ürün seçeneklerimiz çok, fiyatlarımız da uygun.

BİM olarak enflasyonu aşağı çekmede rolümüz büyük. Çünkü özel markalı ürün (private label) yapıyoruz. Private label ürünler markalılara göre daha uygun. Arada kalite farkı da yok.  Yani çok üretiyor ve satıyoruz. Ve hamdolsun, tüketicilerin private label tercihi giderek artıyor.

Yerli Üretim logolu ürünlerde satış eğilimi nedir?

Yerli üretim, her şeyi ile ülkemize ait olan ürün anlamına geliyor. Burada yerli üretim konusu kafalarda netleşmiş değil. Devlet belli bir ölçüt koymuş ama bize pek de doğru gelmiyor. Örneğin cevizi ithal ettik, kabuğunu kırdık, içini çıkardık, helvaya kattık. Bu ürün yüzde 100 yerli mi oluyor? Zannediyorum, ülkemizde emek harcanan ürünler yerli olarak değerlendiriliyor. Keşke yerli ürünlerin üzerine o işareti değil de bayrağımızı koysaydık. ‘Yerli üretim’ logosunda bayrağımızın kullanılması daha iyi olurdu. Avrupa ülkeleri ürünlerine bayraklarını koyuyor. Almanya, İsviçre, Avusturya ürünlerinde imzalarına, bayraklarına yer veriyor.

-‘Yerli üretim’ logolu ürünlere teveccüh var mı?

Onu ölçemiyoruz. Enflasyonist ortamda satış artışının hangi ürün veya ürün gruplarından geldiğini ölçmek mümkün değil. Ama mağazalarımızda satılan yerli ürünlerimize teveccüh var.

Muhtemel dalgalanmalara karşı neler yapmalıyız?

Şu anda hamdolsun ilk şoku atlattık. Daha ayağı yere basar halde konuları ele alıyoruz. En mühimi önümüzü görebiliyoruz. Unutmayalım ki ülkemiz çok badire atlattı. Bunu da atlatacaktır. Yapmamamız gerekenler açık. “Sıkıntının temelinde şu veya bu yatıyor” yorumlarını bırakıp neler yaptığımız, neleri yapmamız gerektiği konusuna eğilmeliyiz.

Şu da hakikat, bundan böyle yerli üretime ağırlık vermeliyiz. Tarım ülkesi olduğumuzu savunuyoruz. Ama tarım ürünlerini tamamına yakını ithalata bağlı. Nüfusumuzun yüzde 93’ü şehirlerde, yüzde 7’si köylerde.  O yüzde 7’nin yüzde 4’ü yaşlı. Geri kalan yüzde 3’ü ile de tarımı ayağı kaldıramayız. Demek ki plan ve projeye gerek var. Plan ve proje çok önemli. Şu anda et dışarıdan geliyor, saman dışarıdan geliyor. Yem ithal ediliyor. Yemi burada üretemezsek ekmeği, eti ve sütü uygun fiyatlardan almayı ummayalım. Yapısal değişikliklere ihtiyacımız var. Ülkemizde üretilebilecek ithal ara mallar çok. O ara malları üretir hale gelmeliyiz. Bunun için yatırım şart. Yatırım için de teşvikler olmazsa olmaz.

Hangi ürün grupları talep görüyor?

Şu anda satışlarda ufak bir artış görüyoruz. Ama bu bir ivme. Daha yukarı yönlü oynamalar görebiliriz. Şu anda satışlar yüzde 5-7 artıyor. Bu oran kasım ayından itibaren yüzde 10-12’ye çıkabilir. Artacak, artmak durumunda.  Bildiğiniz gibi maaşlar artırılmadı. Bu durum tüketicileri kendi kendilerine “Cebimde şu kadar para var, bununla en çok hangi ürünleri almalıyım” sormaya itti. Bu sorunun cevabı basit, private label.

İstihdam konusundaki tecrübelerinizi paylaşır mısınız?

Ülkenin kalkınması eğitim sistemine bağlı. Bu anlamda çok ümitliyim. Yeni Milli Eğitim Bakanımız umut veriyor. İnşallah olumlu ve iyi icraatlar hayata geçirilir. Hiç kuşku yok bu, istihdamı da arttıracaktır. Şu aşamada kaliteli elemanların, donanımlı çalışanların iyi bir eğitimden geçmeleri şart. Her platformda “Üniversite mezunlarına neden iş verilmiyor” suali ile karşılaşıyoruz. Tamam da okulu yeni bitiren, birikimi olmayan birini ne yapalım? Bize de hak verilsin. Tecrübe ve birikimin ne denli önemli olduğu anlaşılsın.